Site Rengi

Serdar Sakınmaz

Arş. Gör. Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü

    Felsefe ve Bugün

    19 Şubat 2021 19:54
    0
    A+
    A-

    Felsefe’nin ne olduğuna dair toplumsal tartışma neredeyse felsefenin tarihi kadar eskidir. Kimi zaman hakikat, kimi zaman metafizik, kimi zamansa safsata yerine kullanılmış bir kavramla karşı karşıyayız. Bunların aynı zamanda, aynı topluluklarda ve aynı anda kullanıldığı başka bir kavram bulmak olanaksızdır. Bizatihi felsefe, içeriği bakımından bu karşılamalara izin vermektedir. Öyleyse felsefeyi nereye koyacağız? Onu neyle ölçüp değerini belirleyeceğiz?

    Felsefe, felsefe tarihinden ve filozofların ürettiği fikir ve/veya eserlerden müteşekkildir.  Peki, filozoflar neyi ne için, neye karşı yazmışlar? Burada bir süreklilik görüyoruz. Filozoflar kimi tarihsel kopuşlar yaratmış gibi görünseler de aslında paradigma haline gelen fikirleri eleştirerek ilerledikleri için sürekliliği şimdiden ya da “yukarıdan” fark etmek mümkün. Yalnızca felsefe için değil; din, siyaset, hukuk gibi kurumlar da tarihsel serüvenleri içinde “evrimleşerek” var olagelmişlerdir. Biyolojik evrimin adaptasyonun çetrefilli bir sonucu olması gibi fikirler ve kurumlar dünyası da eleştiriler karşısında tutunamayan, çözülen, hatta cezalandırılan evrimsel bir mezarlığa sahiptir. Bu analojide felsefenin yeri hep ayrıdır. Felsefenin mezarlığını yaşayan ölüler doldurmuştur. Kütüphane raflarından indirilen felsefe kitaplarında, belki tozları da dahil, dilde yaşayan filozoflar bir anda zihnin derinliklerinde ortaya çıkarlar. Felsefe böyle bir şey olduğu için değil, böyle olması gerektiği için; başka türlü olamadığı için ölmemektedir.

    Felsefe hep bugünde var olmuştur. Gelecekte de bugünde varlığını sürdürecektir. Gündelik olmayı bir kenara itmesine rağmen bugünün sorunlarını, tartışmalarını, sıkıntılarını gören, bunlara yine gündelik olmayan cevaplar veren bir uğraştır. Yüzyıllar, binyıllar sonrasını da ilgilendiren sorunlar, “insan” sorunları, doğa sorunları, toplumsal sorunlar, kozmik sorunlar gibi sorunlara geçerli ve evrensel cevaplar üretme çabasıdır. Burada sorulması gereken bir soru karşımıza çıkmaktadır: geçmişin sorunlarına verilen geçmiş cevaplar ne işe “yaramaktadır”. Felsefeye getirilen eleştirilerin birçoğu gibi bu da felsefe içi sayılabilir. İşe yararlık, el altında olma, nesnesi olma gibi felsefeyi araçsallaştıran bütün kavramlar felsefenin düşün dünyasındaki binlerce yıllık başarısını yok saymak anlamına gelir. İşe yarar olan, şimdinin ardından yitip gitme tehlikesi taşır. Oysaki hakikat iddiasındaki felsefe, anda işe yaramayabilir. Dahası, var olan koşulları kolaylaştırmadığı gibi zorlaştırabilir. Sokrates, dönemin yozlaşmış Atina demokrasisi için işe yarar değildir. Kant kurumsal dinin geleceği için, Nietzsche ise geçerli ahlak normunu savunanlar için işe yararlık şöyle dursun, basbayağı tehlikelidir. Tehlike arz etmeyen filozofa rastlamak mümkün mü? Değil. İşte filozofun günümüzde hala yaşaması bundandır. Hala yaşamalarını işe yararlık ölçütüne göre değil, hakikat arayışına, doğruları korkmadan, açıkça söylemedeki cesaret ve zekâ ile ortaya koymalarına borçluyuz.

    Geçmişte olduğu gibi felsefe, bugünden geleceğin sorunlarına kafa yormaktadır. Örneğin, çevre felsefesi, teknoloji felsefesi, post-humanizm gibi felsefe alanları geleceğin sorunlarını gecikmeden ortaya koymakta, insanlığı uyarmaktadır. Bunu, Hobbes ve Machiavelli gibi siyaset felsefecilerinin bugünkü siyasal ve hukuksal sorunlara, Marx’ın ekonomi, Heidegger’in teknoloji, Foucault’nun kimlik ve beden, Aristoteles’in ise devlet sorununa geçmişten cevaplar vermelerinden görüyoruz. Öyleyse sorunların yaşadığını, etkisini artırarak varlığını sürdüğünü görüyoruz. Sorunlar yaşanan olaylar değil yaşayan olaylar ise, hem felsefe hem de zorunlu olarak filozoflar yaşamaktadır. Zamandan bağımsız; dün, bugün, yarın birlikte ancak bugünde yaşamaktadır.

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.